İki binli yılların başlarında genç ve hırslı bir yönetim kurulu başkanıyla tanıştık ve firmanın bir takım işleri için anlaşma yapmaya çalışıyorduk.

Ortamlarda adı geçtiğinde kendisinden “o firmayı ayakta tutan, o olmasa o marka olmaz” gibi ifadelerle bahsedilen bir kamuoyuna sahip olmanın verdiği öz güvenle egosu bacadan çıkıyordu.

Bu durum onu, etrafındakilere hoyratça davranan, hakaret, küfür, azarlama ne gelirse saydıran bir kişiliğe dönüştürmüştü.

En önemli özelliklerinden biri, içinde vizyon, misyon ve bakış açısı ifadeleri geçmeyen cümlesi olmazdı, yoksa kendini ifade edemezdi.

Randevulu görüşmeye gittiğinizde, sekreterine “odasında değil şu an” dedirtip sizi koridorda bekletirken yanlışlıkla odadan çıkmasına, bir elinde telefon, diğer eli başka bir yerinde, koridorda insanların içinde bağıra bağıra “bakış açısı, vizyon, misyon” kelimelerini saydırdığı telefon görüşmelerine şahit olurdunuz. “Bakış açısı, vizyon, misyon” kelimeleriyle dolu cümlelerini o odada konuşurken de dışarıdan rahatlıkla duyabilirdiniz.

Telefonu kapatınca da size musallat olurdu. “Muhammetçim bize bir bakış açısı belirlemen lazım, bir vizyon, bir misyon oluşturman lazım, bakış açısı, açı, açımız” diye üstünüze üstünüze gelirdi, konuşacağınız sözü de unuturdunuz.

Her ziyaretinizde sizi odaya almadan önce kesinlikle bu şekilde telefon görüşmesi başlatır ve sizi görüşmenin ortasında odaya aldırırdı. Yarısını duymanızı istediğiniz görüşmesinde karşıdakine “biz yeni bi’bakış açısı getirdik, bi’vizyon bi misyon belirledik” diye baskı yaparken, karşıdakinin ise yalnızca “abi vade ne olacak, ürünüm ne zaman gelecek” gibi sade bir sorunun cevabını almaya çalışan “bakış açısı ve vizyon mağduru” biri olduğunu anlardınız.

İnsanların içinde sürekli azarlayarak konuştuğu müdürlerine de baskı yapardı. Onlar da aynı bunun gibi “vizyon, misyon, bakış açısı” kelimelerini cümle içinde onlarca defa kullanmak zorundaydılar. Yoksa “niye bakış açımız olduğunu söylemedin” diye çıkışırdı.

Bir gün müdürlerinden biri ile görüşmede iken, müdürün telefonu çaldı, bayilikle ilgili bir görüşme başladı. Karşı taraf genel olarak somut şeyler talep ediyordu. Üretim süresi, destekler, vadeler, stoklar vs. hakkında konuşuyorlardı.

Telefondaki kişi, rakip markalardan daha avantajlı teklifler aldıklarını, neden bunları tercih edeceklerini sordu. Müdürün verdiği cevap sessiz, inançsız ve anlamsız bir ses tonuyla şu oldu:

Bizde de bakış açısı, misyon, vizyon filan var abi…

 

Para kazanmak istemiyorsanız, bi bakış açınız, bi vizy…
Pardon.


Diğer 3 Milyon Dolar yazıları için buraya tıklayabilirsin.
3 milyon dolar da neyin nesi? diyorsan buraya tıklayabilirsin.