Gerek yüz binlerce takipçisi olan markalar gerekse küçük işletmeler için, “sosyal medya yönetimi” adı altında sunulan hizmetler giderek sorgulanır hale geliyor.
200 bin takipçili bir Instagram hesabının paylaşımlarının 50–100 beğeniyle sınırlı kalması; yalnızca algoritma meselesi mi, yoksa daha temel bir problem mi var?
Görüntüleme sayıları içeriğin gerçekten izlendiğini göstermiyorsa; üretilen prodüksiyonlar, ajans bütçeleri ve tanıtım harcamaları gerçekten amacına ulaşıyor mu?
TAKİP VAR, ETKİLEŞİM YOK
İnsanlar markaları sessizce mi takip ediyor, yoksa aslında ortada bir bağ hiç mi kurulamadı? Elbette istisna hesaplar vardır. Ancak büyük–küçük fark etmeksizin, pek çok markanın benzer bir etkileşimsizlik içinde olduğunu düşünüyorum.
Yerelde karşılaştığım bazı işletmeler var; tüm iletişimini Instagram üzerinden, tamamen doğaçlama paylaşımlarla sürdürüyorlar. Kebapçı, galerici, restoran…
Ama bu yazının konusu onlar değil. 🙂
SORUN NEREDE BAŞLIYOR?
Asıl sorun, markaların işe tersinden başlamasında yatıyor.
Önce bir iletişim stratejisi oluşturmak; bu stratejinin dilini, tonunu, rengini, duruşunu netleştirmek yerine, çoğu marka şu reflekslerle hareket ediyor:
“Instagram’da her gün aktif olmalıyız”
“Rakiplerden geri kalmamalıyız”
“Trendleri markamıza uyarlamalıyız”
“Her gün ürün paylaşmalıyız”
“Fabrikayı da göstermeliyiz”
“Üretimi de anlatmalıyız”
“Kargoya ürün verirken de paylaşalım”
“Günlük ofis hallerimize de yer açalım”
Bu düşünce zinciri sonunda ortaya çıkan şey, bir iletişim dili değil; içerik kalabalığı oluyor.
SOSYAL MEDYA YÖNETİMİ BİR ARAÇ DEĞİL
Bu noktada “sosyal medya yönetimi” yanlış bir yerde konumlanıyor.
Sosyal medya yönetimi bir ana başlık olmamalı. Bu bir araç.
Araçları doğru kullanabilmek için önce şunları netleştirmemiz gerekiyor:
Ne söylüyoruz?
Kime söylüyoruz?
Neden söylüyoruz?
Bu sorular netleştiğinde;
Nerede konuşulacağı,
Ne zaman konuşulacağı,
Hangi mecranın gerçekten gerekli olduğu zaten kendiliğinden ortaya çıkar.
Aksi halde “aktif olmak”, “görünür olmak” ve “paylaşım yapmak”, markaya değer katmak yerine yalnızca gürültü üretir.