Maraton, yüzme gibi yarışlarda bitiş çizgisine önce ulaşmak bir başarıdır. Bu kulvarda, bunun dışında genellikle başka bir başarı hikayemiz olamaz.

Bu kulvar, bitiş çizgisine ulaşmak dışında anlatabileceğimiz şeyleri başarı olarak kabul etmez.

Bir futbol maçında da başarı skordur. Ancak, futbol maçı koşu kadar düz değildir. Sahadan başka başarı hikayeleri de çıkarabiliriz.

Sonuç olarak yenilmiş olsa bile; futbolcunun iyi bir hareketi, kalecinin bir kurtarışı, golle sonuçlanmasa da takımın yaptığı bir atak veya savunma gibi şeylerin yanı sıra rakibe karşı yapılan centilmence davranışlar da başarı olarak anlatılmaya değerdir. Yani tek başarı “skor” değildir.

Hayatımızı planlarken kulvarımızı kendimiz belirlediğimizi zannedebiliriz ama genelde yanılırız. Bize bir kulvar ve bitiş çizgisi çizen çok çeşitli dış faktörler olur. Doğduğumuz yer ve zaman bu faktörlerin başında gelir.

Herkesin koştuğu yöne doğru, sorgulamadan koşmaya başlamış olduğumuzu hayatımızın ilerleyen yıllarında fark ederiz, belki de farkına varamadan hayatımızı böylece tamamlarız.

Şöhret, güç, makam, refah düzeyi yüksek bir hayat içerisinde ev, otomobil, şuursuzca tüketim, müsrifçe alışveriş, hep daha fazlasına sahip olma hırsıyla çalışma… Bunlar aslında başarı olarak bize çizilen çizgilerdir -maalesef- ve çoğumuz bunlara ulaşmak için çalışmayı yerine göre “ibadet” olarak tarif ederiz, kutsal görür, söz söyletmeyiz.

Kendimizi bu şekilde kurduğumuz gibi, çocuklarımızı da bu yönde motive etmeye çalışırız. Etrafımızdakilerin de bu yolda koşuyor olduğunu görmek isteriz. Çocuğumuzun kariyeri, iş hayatı, yerine göre yükselebileceği her mevki ve kazanabileceği her maddi değer bizim için kutsaldır ve onlara da “olmazsa olmaz” şekilde aşılarız bunu. Bunlara ulaşamamış olmayı da “kaybetmek, zarar, başarısızlık” diye tarif ederiz; kendimize de, çocuklarımıza da, etrafımıza da.

Bu şekilde koşturduğumuz hayatımızı ve şuursuzca tüketim yapmayı “ekmeğimizin peşindeyiz” diye tarif ederek masumlaştırır hatta zorunlu göstermeye çalışırız kendi kendimize.

“Başarı” olarak bunlara en fazla sahip olabilmek ve bu kulvarlarda en önlerde olmayı tarif ederiz.

Her ne kadar “aslında gerçek başarı…” diye başlayan tarifleri yapsak da, söyleyene de dinleyene de samimi gelmez bu. Herkes, diğer herkesin de kendisi gibi aynı yöne doğru koştuğunu düşünmek ister. Bunun aksine biriyle karşılaştığında rahatsız olur, herkesin kendisiyle aynı noktaya doğru koşuyor olması bu hayatın normalidir. Biz koşarken bizim koştuğumuz yöne doğru koşmayan, kenarda oturan, başka yöne yürüyen, bitiş çizgisinde hiç gözü olmayan biri bizi rahatsız eder. Çünkü o bizim geçemeyeceğimiz veya ulaşamayacağımız bir noktada duruyordur. Bizim başarımızla onun başarısızlığı arasında bir bağ kurup egomuzu rahatlatamayız ona bakarak. Bu yüzden yarışın dışında duranları “boş adam, gereksiz işlerle uğraşan, yanlış yolda veya yanlış kulvarda olan” kişi diye tarif ederek rahatlarız.

Günümüz için bir iş platformunun “peygamberleri, erdemlileri, üstünleri, faziletlileri”, hatta daha ileri bir tabirle  “kurtuluşa erenleri” sürekli birbirimize başarı hikayelerini anlattığımız Jack Ma, Mark Zuckerberg, Elon Musk, Jeff Bezos gibi global zenginlerdir. Aynı şekilde şöhretin, modanın, tüketimin, zenginliğin, lüks yaşamın da bu vasıflarda isimleri vardır. Şarkıcılar, oyuncular, modacılar vb konumlardaki kişiler insanlığa çizilmiş varış noktasıdır. Herkes “başarı”yı bu noktaya ulaşma veya bu noktaya yakın olma olarak tarif etmektedir.

 

Kur’an’da Tarif Edilen Başarı

Seküler dünyada başarı genellikle diğerlerinden/rakiplerden sıyrılıp öne çıkmakla tarif edilir. Bir çizgi vardır ve o çizgiyi geçenler ve geçemeyenler vardır. Daha çok para kazananlar, daha rahat hayat seviyesine ulaşanlar, daha güçlü olanlar, daha ünlü olanlar, daha zengin olanlar, daha iyi evi olanlar, daha lüks otelde kalanlar, daha lüks otomobile sahip olanlar, daha pahalı giyenler…

Kur’an-ı Kerim’i okuduğunuzda ise sık sık “işte gerçek kazanç budur” diye biten ayetlerle karşılaşırsınız. Bu ayetlerin hiçbirinde dünyadaki kariyerinizden, çocuklarınıza bıraktığınız müreffeh bir hayattan, iş hayatınızdaki başarı grafiğinden, şöhretten, paradan, güçten, iktidardan “kazanç” diye bahsedilmez. Aksine bunlardan, sahip olan kişi için yüksek riskler içeren ve her an kendisi aleyhine dönecek değerler olarak bahsedilir.

Bu ayetlerde tarif edilen “kazanç, başarı” genel olarak iki ana sütuna dayanır:

  • Kendi mutluğun için, sadece Allah’ın koymuş olduğu hedefe doğru koş,
  • Başkasının mutluluğu için, sana verilen nimeti başkalarıyla paylaş.

Üstelik Kur’an’da önemli olan, belirtilen hedefe ulaşmış olmak da değildir. Sadece o yolda olmak yeterlidir. Paylaşırken de ne miktar önemlidir, ne nitelik önemlidir. Önemli olan, sahip olduğun nimetleri, sadece kendi faydana değil, ona ulaşamayanlara da ulaştırmaktır. Değeri az veya çok ile değil, temiz olan niyetle ölçülür.

 

Seküler görüş, ölüm geldiğinde insanın pişman olacağı şeyleri; daha çok yemek-içmek, gezmek, harcamak, ulaşamadığı bir takım dünyevi hedeflere ulaşmak olarak tarif eder.

Kur’an ise ölüm geldiğinde , “Rabbimiz, bize biraz daha ömür verseydin, bize verdiğin nimetlerden daha fazla tasadduk ederdik” diye pişman olunacağını belirtir.

İnsan, hangisine doğru koşacağına karar vermekte serbesttir.